1.Bölüm (1991 – 1996) : Gümüş Çağ

Jedi’nin Dönüşü’nün gösteriminden bir süre sonra Star Wars ürünlerinin satışı insanların ilgisini çekmemeye başladı. Kenner’ın hareketli figür serisi devam etmedi, Marvel’ın çizgi-roman dizisi iptal edildi ve Star Wars video oyunları ortalıktan kayboldu. Güç’e sadık olanlar için bu gerçek bir kabustu.

Konsola Dönüş
Neyse ki Ubisoft ve JVC Musical Entertainment, Nintendo’nun NES (Nintendo Entertainment System) ve SNES (Super Nintendo Entertainment System) ev konsollarıyla taşınabilir Game Boy sistemi için üçlemeyi tekrar yaratma amacıyla ekip kurdu. 1991’de orijinal filmin hikayesiyle çok yakından örtüşen bir çift Star Wars oyunuyla başladılar. Star Wars ve 1992’nin Empire Strikes Back’i çok, çok uzak bir galaksinin hatıralarını kıvılcımlandıran platform oyunlarıydı. Super Nintendo’daki tekrarlarıyla kıyaslandığında bu oyunlar onlar kadar parlak değildi. Super Star Wars, Super Empire Strikes Back ve Super Return of the Jedi Nintendo’nun ikinci nesil konsolunun grafikteki güçlerini gösterirken Ubisoft ve JVC’nin NES ve GB’de başladıkları formül üzerinde gelişmekteydi. Bu oyunlar 1992’de klasik film dizisinin 15. yılını işaret ederken yıllık olarak çıkmaya başladı. Konularını filmlerden alan bu oyunlarda platform hassasiyeti, etkileyici patron (boss) dövüşleri ve ikinci Ölüm Yıldızı’na saldırırken Binyıl Şahini’ni kullanmak gibi hafızalarda yer etmiş kısımlar vardı.
 
NES Super Star Wars
Super Empire Strikes Back Super Return of the Jedi


PC Devri
Elbette ki Star Wars oyunlarının Gümüş Çağı modern PC oyunlarının doğmasıyla aynı döneme denk geliyor. LucasArts bu yeni akımda Star Wars: X-Wing’i piyasaya sürerek yerini aldı.

X-Wing


LucasArts’ın bu uygun şekilde adlandırılmış uzay savaş simülatörü PC için tasarlanmış ilk Star Wars oyunuydu ve hala da en iyilerinden biridir. Oyunun fevkalade poligonal 3D grafikleri ayrıntıya verilen çok titiz bir dikkatle destekleniyordu ve bu iki özellik X-Wing’i sadece mükemmel bir oyun yapmakla kalmıyordu, aynı zamanda filmlerdeki uzay savaşı sahnelerini tekrar yaşamak isteyen Star Wars fanları için bir mutluluk kaynağı haline getiriyordu. En küçük A-Kanat’lardan devasa yıldız destroyerlerine kadar kusursuzca modellenmiş uzaygemileriyle, inanılmaz sesleri ve aralıksız şekilde eklenmiş hikaye parçalarıyla X-Wing, bir bilgisayar oyununun ne derece kapsamlı ve içerikli olabileceğinin en iyi örneklerindendi. X-Wing, ünlü simülasyon tasarımcısı Lawrence Holland’ın başkanlık ettiği küçük bir şirket olan Totally Games tarafından 1993 yılında yaratıldı.

Oyunda, bir asi pilotu olarak en mütevazı eğitim görevlerinden başlayarak İmparatorluk’un gizli silahı Ölüm Yıldızı’na yapılan heyecan dolu saldırıya kadar uzanan bir yolculuğa çıkıyordunuz. Bu son görev, sadece Star Wars hikayesinin revizyonist bir tarihçesini sunmakla kalmadı, aynı zamanda Luke Skywalker’ın ilk filmdeki görevinin diğer görevlere nazaran bir çocuk oyuncağıymış gibi görünmesini sağladı. Tabi oyunda bu son göreve kadar ilerleyebilmek bile başlı başına bir başarıydı; zira X-Wing, ihtimallerin hep İmparatorluk’tan yana olduğu çok zor bir oyundu. Her ne kadar olağanüstü sayılarda TIE-Önleyici ile it dalaşına girmek veya bir konvoyu yok etmek isteyen bir grup TIE-Bombacısını engellemek gibi zor mücadeleler o zaman için biraz fazla gibi görünse de, sonradan bu zorluklar oyunun çok daha akla uygun bulunmasını sağladı. Gerçek bir Star Wars fanı İmparatorluk’tan bundan daha azını bekleyemezdi.

Oyun genel olarak iyi dengelenmiş, çok amaçlı X-Kanat yıldızsavaşçılarına odaklanmış olsa da, hantal ama güçlü kalkanlara sahip bir Y-Kanat veya hızlı ve iyi manevralara sahip bir A-Kanat kullanmak da mümkündü. Oyundaki uzay savaşları genel olarak lazer topları, bazen de proton torpidoları veya hızlı ama daha az etkili sarsıntı füzeleri kullanılarak düşmanı yok etme üzerine kuruluydu. Bazen bir hedefi yok etmek yerine, ele geçirmek üzere etkisiz hale getirmek gerekiyordu. Y-Kanat’lar, hedefin fonksiyonlarını fiziksel zarar vermeden etkisiz hale getiren iyon topları sayesinde bu görevler için biçilmiş kaftandı.

Sürekli olarak, hızlı ve dayanıksız TIE savaşçılarından güçlü ve iyi korunan hücumbotlara, İmparatorluk’un saldırgan güçlerinin oluşturduğu ağır direnişleri aşmak zorundaydınız. Neyse ki, etraftaki tek asi pilotu siz değildiniz. Ama, her ne kadar bazı zor durumlarda pilot arkadaşlarınızın yardımına güvenebilseniz de, genelde bu arkadaşlarınızın üstün sayılardaki İmparatorluk kuvvetleri karşısında zamansız ölümlerine şahit oluyordunuz. Ancak, yüksek pilotluk becerisi, kurnaz enerji yönetimi, iyi bir planlama ve azimle - aslında, çok fazla azimle - görevlerinizde başarılı olmanız ve tek başınıza isyanın amaçlarına ulaşmasını kolaylaştırmanız mümkündü.

X-Wing’i iki adet genişleme paketi izledi, Imperial Pursuit ve Jedi’ın Dönüşü’nde kısa bir süre görünen güçlü yıldızsavaşçısının adını taşıyan B-Wing. B-Kanat’ın da dördüncü uzay gemisi olarak Asi silah deposuna eklenmesiyle oyunun uzunluğu neredeyse ikiye katlandı. Bu genişletme şekli hala bütün PC oyunlarında kullanılmaktadır. X-Wing, bu iki eklenti paketi ve diğer geliştirilmiş özelliklerle beraber X-Wing Collector’s Edition adıyla yeniden piyasaya sürüldü.

Rebel Assault


X-Wing’in başarısından çok kısa bir süre sonra, LucasArts’tan daha az karmaşık ama grafiksel olarak daha yoğun bir aksiyon oyunu geldi. Oyun orijinal bir hikayeye sahipti ve hikayede, isimsiz bir asi pilotu olan Rookie One, İmparatorluk’u neredeyse tek başına alt ediyordu.

Rebel Assault, yıldız destroyerleri ve AT-AT’lerin etkileyici geçişlerini içeren tam hareketli videolar kullanarak, yeni geliştirilen CD-ROM teknolojisi ve bu teknolojinin engin depolama kapasitesinin getirdiği avantajlardan yararlanmak üzere tasarlanmıştı. Ses ve görüntü özelliklerine bel bağladığı için, oyunun diskette sunulması pek mümkün değildi. İlginçtir ki, bu satış konusu Rebel Assault’a yöneltilen eleştirilerin en büyük nedenlerinden biriydi.

Tarihin Rebel Assault’a pek iyi davranmadığını söylemek yanlış olmaz. Tıpkı rail shooter* tarzındaki diğer oyunlar gibi, Rebel Assault da oyuncuyu belli bir “gidiş yoluna” kısıtladığı şeklinde eleştirilere maruz kaldı; üstelik oyunda “hapsolmuşluk” duygusunu ortadan kaldırmak için farklı rotalar ve varyasyonlar sunulmasına rağmen. Bunun yanında, Rebel Assault kendisinden önceki X-Wing’e göre daha az akla yatkındı, çünkü oyuncu tek başına yıldız destroyerlerini ve TIE savaşçısı sürülerini yok edebiliyordu. Ayrıca, video ve ses atlamaları gibi teknik sorunlar ve tam hareketli videoların kumlu görünümü, bu çok beklenen oyunun sevilmeyen özelliklerinden biriydi.

Bu tip sorunların ötesinde, eleştrilerin odak noktası Rebel Assault’taki tüm bölümlerin oynanışları neredeyse aynı olmasıydı; oyuncu önündeki çeşitli hedefleri yakıp yıkarak ilerlerken, bir yandan da düşman ateşi ve diğer engellerden kaçıyordu. Oyundaki aksiyon zorluydu ve kendini sürekli tekrar ediyordu. Neyse ki, bölümler birbirinden farklı görünüyordu. Bir Tatooine kanyonundan, uzayın derinliklerinde bir meteor tarlasına ve Hoth’un donmuş mağaralarına kadar Star Wars’un en ünlü manzaralarını sunuyordu bize Rebel Assault. Bunlara John Williams’ın dijitalize edilmiş müziği de eklenince, en azından kendi zamanı için dikkate değer görüntü ve seslere sahip bir oyun çıkıyordu ortaya.

Rail Shooter: Oyuncuların belli bir istikamette devamlı ilerlediği ve karşısına çıkan hedefleri vurduğu oyun türü

TIE Fighter


X-Wing’in başarısından sonra bu oyunun devamı devamı olarak LucasArts durumu tamamen değiştirdi ve oyuncuları galaktik iç savaşın diğer cephesine yerleştirdi. 1994’de TIE Fighter, X-Wing başarısını oyunu neredeyse muhtemel her yönde geliştirerek devam ettirdi. Daha çok savaşçı, daha fazla görev ve daha çok uzay savaşıyla neredeyse seriyle ve bütün olarak Star Wars lisansıyla boy ölçüşebilecek düzeye geldi.

 

X-Wing hiç tartışmasız bir bilgisayar oyunu klasiğidir, ancak zarif oynanışı, geliştirilmiş grafikleri ve tamamen orijinal varsayımlarıyla TIE Fighter ondan daha üstündür. Star Wars modern bir “iyinin kötü karşısındaki zaferi” mitolojisidir, ancak TIE Fighter oyuncuyu bir İmparatorluk yıldızsavaşçısının kokpitine yerleştirerek filmlerdeki bu “siyah ve beyaz” yaklaşımını karmakarışık bir hale getirdi. Bir anda, asiler düşman, İmparatorluk’un görünüşteki amacı ise galaktik barışı korumak adına ayaklanmaları bastırmak haline geldi. Şok etkisi yaratmasa da, hazmedilmesi zor bir fikirdi bu. Ama hangi Star Wars fanına sorsanız, TIE Fighter’ın inanılmaz bir oyun olduğunu söyleyecektir. TIE Fighter oyuncuyu geleneksel düşman kimliğine sokarak, İmparatorluk ve asiler arasındaki mücadelenin çok daha sorunlu ve karmaşık görünmesini sağladı; ama bu varsayımın gerektirdiği özen ve hassasiyeti esirgemeden.

Kıdemli X-Wing oyuncularının da bildiği gibi, TIE savaşçısı bizzat bir ölüm tuzağıydı; zira geminin hızı ve manevra kabiliyeti, yansıtıcı kalkanların eksikliğini doldurmaya yetmiyordu. Birkaç şanslı isabet ve artık ölüydünüz. TIE-Önleyici ve TIE-Bombacısı da pek farklı sayılmazdı, ancak TIE-Gelişmiş (Darth Vader’ın Yeni Bir Umut’taki gemisi örnek alınarak tasarlanmıştı) her açıdan X-Kanat’ın eşitiydi. Güçlü kalkanlarla donatılmış devasa hücumbot ise, Y-Kanat’la benzer fonksiyonlara sahip ancak daha üstündü. X-Wing’deki üç gemiye karşılık, TIE Fighter’da beş farklı gemi seçeneği vardı ve oyunun doku kaplamalı grafikleri X-Wing’deki nispeten seyrek ayrıntılardan sonra atılan büyük bir adımdı.

TIE Fighter, uzay savaşını hikayesiyle birleştirmesiyle de beğeni topladı. Oyundaki düzinelerce görev zorlayıcıydı (belki X-Wing’deki kadar olmasa da), ama aynı zamanda daha yüksek bir otoriteden, bizzat İmparator’dan gelen isteğe bağlı görevler de mevcuttu. Bazen, bu görevler asıl görevinizle çelişiyordu ve bu durumda, emirleri uygulamakla daha yüksek bir çağrıya cevap vermek arasında seçim yapmak zorundaydınız. TIE-Fighter’ın hikayesi, kurnaz Büyük Amiral Thrawn’a göndermeler yaparak, Timothy Zahn’ın Star Wars romanlarına bağlanıyordu. Ancak, oyunun özgün hikayesi X-Wing’dekinden daha tatmin edici olduğu halde, bazı fanlar oyunu “nihayetinde İmparatorluk’u kendi üstüne saldırttığı” şeklinde eleştirdi.

LucasArts, TIE Fighter için Defender of the Empire adında bir genişleme paketi yayınladı ve bu pakette TIE-Gelişmiş’i bile gölgede bırakan, üç kanatlı, güçlü bir yıldızsavaşçısı olan TIE-Savunucu oyunculara tanıtıldı. Zenginleştirilmiş TIE Fighter Collector’s CD-ROM ile yeni bir görev paketi daha yayınlandı. Bu paket, Füze Gemisi adında yeni bir gemiyi de kullanıma sundu. İçerdiği 100’den fazla görev, görsel zenginlikler ve tam seslendirmeyle Collector’s CD-ROM, TIE Fighter’a gelmiş geçmiş en iyi uzay savaş simulatörü şöhretini kazandırdı. Hayal kırıklığı yaratan tek konu, oyundaki göze batan çok oyuncu desteği eksikliğiydi.

Dark Forces

Star Wars temalı FPS oyunları neslinin zirve noktası bugün de güçlü bir şekilde devam eden bir serinin başlangıcıydı. Dark Forces 1995’te, yani id Software’in birincil-şahıs fantezisi Quake çıkmadan bir yıl önce boy göstermişti. Oyun birincil-şahıs savaş kavramını yeni bir galaksiye götürmüş ve bizleri Kyle Katarn ile tanıştırmıştı. Oyun Doom ve benzerlerine zıplama, aşağı ve yukarı bakabilme gibi yenilikler getirdi. Dark Forces aynı zamanda fanlar tarafından yaratılmış içeriğin de meydana gelmesini sağladı. Bu da ağ kullanma çağını tamamen kucaklamaktan yalnızca bir çok oyuncu modu uzaklıkta bırakıyordu oyunu.

Dark Forces, önemli bir görevi yerine getirmek üzere bizzat Mon Mothma tarafından tutulmuş bir paralı asker olan Kyle Katarn rolünü veriyordu size. Aslında, oyundaki görevler çok çeşitliydi ve Doom yada Descent’e göre daha çok amaç barındırıyordu. Ana amaç, İmparatorluk’a sızmak ve ilk Ölüm Yıldızı’na ait planları çalmaktı. Bu yolda ilerlerken Fırtına Birlikleri’yle ve İmparatorluk’un gizli silahı, bir çeşit süper Fırtına Birliği askeri olan Kara Asker ile savaşmak zorundaydınız. Boba Fett de oyunda patron (boss) olarak ufak bir role sahipti.

Dark Forces’ın oynanışı tüm diğer FPS’ler gibiydi; birkaç nokta dışında. Öncelikle, oyuncuya Star Wars evrenine ait olma hissini vermekte başarılıydı. Sizi isyan için hayati önem taşıyan görevler yapmaya ve Bölüm IV’te Leia ve General Madine’in sözünü ettiği planları çalmaya sevk ederek bu “ait olma” hissini daha da perçinliyordu. Bunun yanında, oyunun dikkate değer bölüm tasarımları Dark Forces’ın ilerleyen yıllarda mükemmel bölümleriyle hatırlanmasını sağlayacaktı. Öte yandan, oyunun herhangi bir yerinde kaydetme özelliğinin olmaması biraz sinir bozucuydu. Sadece görevler arasında kaydedebiliyordunuz oyunu, ancak görevler giderek genişleyip karmaşıklaştığı için, nihayetinde her yerde kaydetme özelliğinin olmaması oyuna zarar veriyordu. Oyuna bir o kadar zarar veren diğer bir nokta ise çok oyuncu desteğinin olmamasıydı, özellikle de kendisinden önce çıkan Doom ve Descent’de bu özelliğin olduğu düşünülürse.

Yine de, bütünüyle ele alındığında, Dark Forces FPS türünün klasiklerinden biridir. Diğer oyunların çoğu bir sürü canavarla dolu bir sürü bölümden fazlasını sunamadığı halde, Dark Forces, hem içerdiği görevler, hem de şık bölüm tasarımlarıyla asla sadece bir koş-ve-vur (run-and-gun) oyunu olmadı. Genel olarak yine avlanmaktan ibaretti ve beklentileri çok da değiştirmedi, ancak kesinlikle zenginleştirilmiş bir FPS deneyimi sundu.

Rebel Assault II: The Hidden Empire

Rebel Assault, her ne kadar karışık tepkiler almış olsa da aynı karakterde bir devam oyunu yapılacak kadar başarılı olmuştu. Tıpkı atası gibi, Rebel Assault II: The Hidden Empire da rail shooter tarzındaydı; hızlı, arcade stili aksiyon ve güzel bir görünüş uğruna derinlik ve karmaşıklığı feda ediyordu.Ancak gelişen teknoloji sayesinde grafikler çok daha az kumlu, ve ilk Rebel Assault oyununa nazaran daha renkli ve ayrıntılı görünüyordu.Oyuncu bir kez daha Rookie One rolündeydi ve Darth Vader’ın görünmez TIE savaşçılarından oluşan bir filo oluşturarak asileri yok etme planına engel olmaya çalışıyordu. Bu, Vader’ın en iyi planı değildi belki, ama Rebel Assault II sayesinde artık Star Wars evreninin bir parçası oldu.

Oyun, Rookie One’ı hayrete düşüren ihtimallerle karşı karşıya bırakıyordu; bir süper yıldız destroyerini yok etmek veya bir TIE savaşçısı merkezine saldırmak gibi. Tıpkı atası gibi bu oyun da benzer eleştirilere maruz kaldı; X-Wing ve TIE-Fighter simulatörlerindeki gibi akla yatkın bir Star Wars evreni portresi veremediği, yeterince derinlik ve yeniden oynanabilirliğe sahip olmadığı yönünde. Yine de, Star Wars fanatikleri için oyunun güzel grafiklerini görmezden gelmek kolay değildi.

 

Rebel Assault II’nin en kayda değer özelliği filme alınmış ara videolarıydı. Bu videolar Jedi’ın Dönüşü filminden beri çekilen ilk Star Wars görüntüleriydi. Star Wars’un ayrıntı meraklı fanları için önemli bir dipnottu bu, ama artık tam hareketli video oyunlarıyla eş anlamlı hale gelen yarı içten ve yarı ciddi performanslarla bezenmiş bir oyunda çok da bir şey ifade etmiyordu. Darth Vader’ı James Earl Jones seslendirmiyordu bile.